Saada’dan
Babülmendep’e
Jeopolitik · Husiler ile Suudi Arabistan arasındaki mücadelenin kronolojisi
Sentetik ses · antalia-mini ile okundu
Kısaca§1
Yemen’deki Husi hareketi ile Suudi Arabistan arasındaki mücadele, yalnızca Sünni-Şii ayrımıyla açıklanabilecek bir mezhep çatışması değildir. Mesele; Yemen’in iç siyasi krizi, Suudi sınır güvenliği, İran’ın bölgesel etkisi, füze ve insansız hava aracı kapasitesi ile Kızıldeniz ticaret yollarının kontrolü gibi birçok unsurun birleşiminden oluşur.
1990’larda Saada’da başlayan yerel bir dinî ve siyasi hareket, zamanla Yemen’in başkentini kontrol eden, Suudi Arabistan’ın enerji tesislerini hedef alabilen ve Babülmendep Boğazı’ndaki uluslararası deniz trafiğini etkileyebilen bölgesel bir aktöre dönüştü.
Husiler kimdir?§2
Husiler, resmî adıyla Ensarullah hareketi, Yemen’in kuzeyindeki Saada bölgesinde ortaya çıktı. Hareketin toplumsal tabanının önemli bir kısmı Zeydîlerden oluşur.
Zeydilik, Şiî mezhep ailesi içinde yer almakla birlikte İran’da hâkim olan On İki İmam Şiiliğinden önemli noktalarda ayrılır. Zeydiler; imamların masumluğu, on iki imam silsilesi ve gaybet anlayışı gibi konularda Caferîlerden farklı düşünür. Bazı fıkhî uygulamaları ise Sünni mezheplere oldukça yakındır.
Ancak önemli bir ayrım yapılmalı: Yemen’deki bütün Zeydiler Husi değildir. Husi hareketi, Zeydî çevreden doğmuş olmakla birlikte zaman içinde kabile ittifakları, askerî güç, siyasi kurumlar ve devlet bürokrasisi üzerinden daha geniş bir yapıya dönüştü.
1990’lar: Hareketin Saada’da doğuşu§3
Husi hareketinin temelleri, 1990’larda Yemen’in kuzeyindeki Saada’da ortaya çıkan Zeydî kültürel ve dinî canlanma faaliyetlerine dayanır.
Bu dönemde hareket doğrudan Suudi Arabistan’a karşı kurulmuş silahlı bir örgüt değildi. Asıl gerilim Yemen merkezi yönetimiyle yaşanıyordu. Saada’daki çevreler; siyasi temsil, dinî kimliğin korunması, merkezi yönetimin politikaları ve Suudi destekli Selefî etkinin yayılması gibi konularda rahatsızlık duyuyordu.
Dolayısıyla Husi hareketini başlangıcından itibaren “İran tarafından kurulmuş bir örgüt” olarak tanımlamak tarihsel açıdan doğru değildir. Hareketin kökeni Yemen’in kendi toplumsal ve siyasi şartlarına dayanır.
2004–2010: Saada savaşları§4
Husiler ile Yemen hükümeti arasındaki ilk büyük savaş 2004’te başladı. Hareketin lideri Hüseyin Bedreddin el-Husi, Yemen güvenlik güçleri tarafından öldürüldü. Bundan sonra hareket onun soyadıyla anılmaya başladı.
2004 ile 2010 arasında Yemen hükümeti ile Husiler arasında altı ayrı çatışma dönemi yaşandı. Bu savaşlar sırasında Husiler, küçük ve yerel bir hareket olmaktan çıkarak dağlık arazide savaşma tecrübesine sahip örgütlü bir askerî güce dönüştü.
Saada’nın sarp dağları, merkezi yönetimin bölgeyi kontrol etmesini zorlaştırırken Husilere doğal savunma avantajı sağladı.
2009: Suudi Arabistan ile ilk doğrudan savaş§5
Husiler ile Suudi Arabistan’ın doğrudan karşı karşıya geldiği ilk kritik dönem 2009 yılıydı.
Saada’daki çatışmalar Yemen-Suudi sınırına taşındı. Husi güçleri sınır hattındaki bazı Suudi mevzilerine ve geçiş noktalarına yöneldi. Bunun üzerine Suudi Arabistan hava ve kara operasyonları düzenlemeye başladı.
Bu tarih, meselenin yalnızca Yemen iç savaşı olmaktan çıkarak Suudi Arabistan’ın doğrudan güvenlik sorunu hâline gelmesinin başlangıcıdır. Riyad açısından temel endişe, sınırının hemen güneyinde merkezi yönetimden bağımsız hareket eden silahlı bir yapının güçlenmesiydi.
2011–2014: Yemen devletinin zayıflaması§6
2011’de Arap Baharı gösterileri Yemen’e ulaştı. Uzun yıllar ülkeyi yöneten Ali Abdullah Salih iktidardan ayrıldı ve yerine Abdurabbu Mansur Hadi geçti.
Ancak siyasi geçiş Yemen’de istikrar sağlamadı. Devlet kurumları zayıfladı, ordu içinde parçalanmalar yaşandı ve farklı silahlı gruplar kendi bölgelerinde güç kazandı.
Husiler de bu ortamdan yararlanarak Saada dışına doğru genişledi. Amran üzerinden başkent Sana’ya yaklaşan hareket, Eylül 2014’te başkentin kontrolünü ele geçirdi. Bu gelişmeyle Husiler artık kuzeydeki yerel bir isyan hareketi değil, Yemen’in merkezi iktidarını belirleyen ulusal bir güç hâline geldi.
2015: Suudi Arabistan’ın büyük müdahalesi§7
Husilerin Sana’dan sonra güneye ve Aden’e doğru ilerlemesi, Suudi Arabistan açısından kabul edilemez bir gelişme olarak değerlendirildi. Riyad yönetimi, İran’la ilişkileri giderek güçlenen ve füze kapasitesine sahip bir hareketin Yemen’in tamamını kontrol etmesinden endişe ediyordu.
26 Mart 2015’te Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon “Kararlılık Fırtınası” operasyonunu başlattı. Açıklanan amaç, Hadi hükümetini yeniden iktidara taşımak ve Husi ilerleyişini durdurmaktı.
Ancak savaş kısa sürmedi. Yoğun hava saldırılarına ve Suudi Arabistan’ın askerî üstünlüğüne rağmen Husiler Sana ve kuzeybatı Yemen’deki hâkimiyetlerini korudu.
İran’ın Husilere desteği§8
İran-Husi ilişkisi zaman içinde aşamalı olarak gelişti. Hareketin ilk yıllarında İran’ın etkisi oldukça sınırlıydı. Fakat özellikle 2011’den sonra siyasi ilişkiler güçlendi; 2015’te başlayan Suudi müdahalesinin ardından askerî ve teknolojik destek çok daha önemli hâle geldi.
İran’ın Husilere füze ve İHA teknolojisi, parçalar, eğitim, danışmanlık ve siyasi destek sağladığına ilişkin güçlü bulgular bulunuyor. Husilerin uzun menzilli saldırı kapasitesinin gelişmesinde bu ilişkinin önemli rol oynadığı değerlendiriliyor.
Bununla birlikte Husileri İran’ın emirlerini eksiksiz uygulayan, tamamen bağımlı bir yapı olarak görmek de yanıltıcıdır. Husilerin kendi Yemenli liderliği, yerel hedefleri, kabile ilişkileri ve siyasi çıkarları var. En doğru tanımlama, Husilerin İran’ın bölgesel ağında bulunan ancak kendi karar mekanizmasını da koruyan stratejik bir ortak olduğudur.
2019: Suudi enerji altyapısı hedefte§9
14 Eylül 2019’da Suudi Arabistan’ın Abqaiq ve Khurais petrol tesisleri büyük bir saldırıya uğradı. Husiler saldırıyı üstlendi. ABD ve Suudi Arabistan ise kullanılan sistemlerin İran bağlantısına dikkat çekti.
Saldırı, Suudi petrol üretimini geçici olarak ciddi biçimde etkiledi ve küresel enerji piyasalarında endişeye neden oldu.
Bu olay Suudi Arabistan’a, Yemen savaşının yalnızca sınır bölgesinde yürütülen bir çatışma olmadığını gösterdi. Füze ve İHA saldırıları ülkenin kritik enerji altyapısına ulaşabiliyordu. Aynı zamanda Suudi hava üstünlüğünün, düşük maliyetli ve asimetrik saldırıları tamamen engellemeye yetmediği ortaya çıktı.
2022: Ateşkes ve fiilî sükûnet§10
2 Nisan 2022’de Birleşmiş Milletler aracılığıyla ateşkes başladı. Ateşkes sayesinde Suudi hava saldırıları, Husi sınır ötesi saldırıları ve kara cephelerindeki çatışmalar önemli ölçüde azaldı.
Resmî ateşkes Ekim 2022’de sona erdi. Buna rağmen büyük çaplı Suudi-Husi savaşı birkaç yıl boyunca yeniden başlamadı.
Bu dönem gerçek bir barıştan ziyade fiilî sükûnet olarak tanımlanabilir. Çünkü Yemen’in siyasi düzeni, devlet gelirlerinin paylaşılması, memur maaşları, limanlar, havaalanları ve silahlı güçlerin geleceği gibi temel meseleler çözülemedi.
2023: Riyad ile Husiler arasında doğrudan görüşmeler§11
Mart 2023’te Suudi Arabistan ile İran’ın diplomatik ilişkileri yeniden kurma kararı almasının ardından Yemen diplomasisi hızlandı.
Nisan 2023’te Suudi bir heyet Sana’ya giderek Husilerle doğrudan görüştü. Aynı yıl Husi heyeti de Riyad’da temaslarda bulundu.
Bu görüşmeler Suudi stratejisindeki önemli değişimi gösteriyordu. Riyad’ın önceliği artık Husileri askerî olarak ortadan kaldırmak değil; sınır güvenliğini sağlayacak ve Suudi Arabistan’ın Yemen savaşından çıkmasına imkân verecek bir anlaşma oluşturmaktı. Ancak kapsamlı barış anlaşması tamamlanamadı.
Kızıldeniz ve Babülmendep neden önemli?§12
Gazze savaşının ardından Husiler, İsrail bağlantılı olduğunu söyledikleri gemilere yönelik saldırılar düzenlemeye başladı. Zamanla saldırılar ve tehditler daha geniş deniz trafiğini etkiledi.
ABD ve İngiltere, Yemen’deki Husi hedeflerine hava saldırıları gerçekleştirdi. Buna karşılık Suudi Arabistan doğrudan bu yeni cepheye katılmamaya çalıştı. Riyad, Husilerle yeniden geniş çaplı bir savaşa dönmek istemiyordu.
Babülmendep Boğazı, Kızıldeniz’i Aden Körfezi ve Hint Okyanusu’na bağlar. Boğazın en dar kesimi yaklaşık 29 kilometredir. Bu nedenle Yemen’in batı kıyısını kontrol eden bir güç, uluslararası deniz trafiği üzerinde ciddi baskı oluşturabilir.
Gemilerin bölgeden geçememesi veya geçişin riskli hâle gelmesi, Süveyş Kanalı rotasının kullanımını azaltarak gemilerin Afrika’nın güneyindeki Ümit Burnu’na yönelmesine neden olabilir. Bu durum taşıma süresini, yakıt tüketimini, navlun ücretlerini ve sigorta maliyetlerini artırır.
2026: Sükûnetin yeniden bozulması§13
Temmuz 2026’da Suudi-Husi cephesindeki gerilim yeniden yükseldi. Husiler, Suudi Arabistan bağlantılı deniz trafiğine karşı abluka ilan ettiklerini açıkladı. Cizan ve Yanbu çevresindeki enerji tesislerinin füze ve İHA saldırılarına hedef olduğu bildirildi.
24 Ağustos 2026’da Husiler, Yanbu açıklarında Suudi Bahri şirketine ait Amzan adlı tankeri hedef aldıklarını açıkladı. Şirket bir deniz olayı yaşandığını doğrularken mürettebatın güvende olduğunu bildirdi. Al Jazeera’nın haberine göre saldırı, Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz üzerinden gerçekleştirdiği enerji ihracatına yönelik baskının parçasıydı.
10 Eylül 2026’da ise Husilerin stratejik Mocha kentini ele geçirdiği bildirildi. Al Jazeera ve Reuters’a konuşan kaynaklar hükümet güçlerinin kentten çekildiğini aktarırken, hükümet tarafı bunu “taktik geri çekilme” olarak tanımladı. Mocha’daki gelişme, Babülmendep’e yaklaşım ve Yemen’in batı kıyısındaki kontrol dengesi bakımından kritik önem taşıyor.
Bununla birlikte bölgedeki cephelerin hızla değişebildiği unutulmamalı. Bu nedenle Mocha ve çevresindeki kontrol durumuna ilişkin haberlerin devam eden askerî gelişmelerle birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Suudi Arabistan neden Husileri yenemedi?§14
Suudi Arabistan’ın teknolojik ve ekonomik üstünlüğüne rağmen Husileri ortadan kaldıramamasının birkaç temel nedeni var:
- Yemen’in dağlık coğrafyası Husilere önemli savunma avantajı sağladı.
- Husi hareketi yerel toplumsal ve kabilesel ağlara dayanıyordu.
- Hava saldırıları, kara hâkimiyeti kurmaya yeterli olmadı.
- Yemen’deki Husi karşıtı güçler siyasi ve askerî olarak parçalı kaldı.
- İran’ın düşük maliyetli teknoloji ve silah desteği, Husilerin asimetrik kapasitesini geliştirdi.
- Savaşın insani, ekonomik ve diplomatik maliyeti Suudi Arabistan açısından giderek yükseldi.
Sonuçta Suudi Arabistan askerî zafer yerine müzakere yoluyla güvenli çıkış aramaya başladı.
Sonuç§15
Husi-Suudi meselesi üç ana dönemde okunabilir.
2004–2009. Husiler ile Yemen merkezi yönetimi arasındaki yerel savaşlar.
2009–2022. Suudi Arabistan’ın giderek doğrudan taraf olduğu bölgesel çatışma.
2022 sonrası. Ateşkes, müzakere ve ardından Kızıldeniz merkezli yeni gerilim dönemi.
Eylül 2026 itibarıyla en kritik mesele, Mocha ve Babülmendep çevresindeki gelişmelerin yeni ve geniş çaplı bir Suudi-Husi savaşına dönüşüp dönüşmeyeceğidir.
Husiler artık yalnızca Yemen’in kuzeyindeki bir isyan hareketi değil. Başkenti kontrol eden, uzun menzilli füze ve İHA sistemlerine sahip, Suudi enerji altyapısını ve dünyanın en önemli deniz yollarından birini etkileyebilen bölgesel bir güç.
Güncel kontrol haritasını, dönemsel değişimleri ve doğrulanan son gelişmeleri Husi-Suudi Jeopolitik Atlası üzerinden takip edebilirsiniz.